Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir? Kayseri’de iç sesimle yaşadığım uzun bir gece
O gün Kayseri’de hava soğuktu. Öyle dışarı çıkınca insanın yüzüne sertçe çarpan cinsten değil; daha çok içeri sızan, insanın omuzlarını düşüren bir soğuk. Eve erken geldim. Montumu askıya asarken bile zihnim benden önce davranıyordu. Daha kapı kapanmadan düşünceler açılmıştı bile.
Ben 25 yaşındayım. Günlük tutmayı seviyorum. Hatta bazen hayatımı gerçekten yaşamak yerine yazarken daha iyi anladığımı düşünüyorum. Ama o gece defterim bile bana yetmedi.
Çünkü kafamın içinde bir şey sürekli dönüyordu.
Ve ben o an ilk kez kendime net bir şekilde sordum:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir?”
Başlayan küçük bir sahne: mesajın görülmesi
Her şey aslında çok basit başladı.
Bir mesaj attım. Arkadaşıma değil, daha çok içimde bir yere.
Cevap geldi mi? Evet. Ama geç geldi.
İşte o “geç gelme” kısmı benim için her şeyi büyüten şey oldu.
Telefonu elime aldım, ekranı kapattım, tekrar açtım. Sanki mesaj değişecekmiş gibi. Değişmedi.
Ama kafam değişmeye başladı.
“Kızdı mı acaba?”
“Yanlış bir şey mi söyledim?”
“Beni artık eskisi gibi görmüyor mu?”
Ve işte o anda fark ettim: ben olayları yaşamıyordum, onları büyütüyordum. İçimde başka bir film başlıyordu ve ben başrolü kontrol edemiyordum.
Tam o sırada içimden tekrar geçti:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir? Gerçekten buna bir çözüm var mı?”
Günlük defterim ve kendimle yüzleşme
O gece defterimi açtım. Kalem elimdeydi ama yazmak kolay değildi.
Çünkü yazdıkça daha net görüyordum: ben aslında bir olaydan değil, kendi düşüncelerimden yoruluyordum.
Şöyle yazmışım:
“Bugün biri bana cevap vermediği için bütün hayatı sorguladım. Abartıyorum biliyorum ama durduramıyorum.”
Kalemi bıraktım.
Gözüm tavanda.
Kayseri’nin sessiz gecelerinde insan kendi sesini daha net duyuyor. Ve o ses bazen çok acımasız oluyor.
İçimden biri sürekli konuşuyordu:
“Ya gerçekten seni umursamıyorsa?”
“Ya sen sadece alışkanlıksan?”
O an fark ettim ki bu bir düşünce değil, bir döngüydü.
Ve yine aynı soru:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir?”
Sabaha karşı gelen sessizlik ve kısa bir umut
Saatler geçti.
Uyuyamadım.
Ama sabaha karşı bir anlık sessizlik oldu.
O sessizlikte ilk kez farklı bir şey hissettim: yorgunluk.
Düşünmekten yorulmak…
Sanki beynim kendi kendine fazla mesai yapmıştı ve artık kapanmak istiyordu.
O an küçük bir umut doğdu içimde. Belki de çözüm bir “ilaç” değildi. Belki de başka bir şeydi.
Ama yine de içimdeki ses susmadı.
“Peki ya çözüm varsa ve sen bulamıyorsan?”
Bu düşünce bile beni geri çekti.
Ertesi gün: şehir, insanlar ve içimdeki fırtına
Sabah işe giderken Kayseri’nin sokakları her zamanki gibiydi. İnsanlar aceleyle yürüyordu. Herkesin bir yönü vardı ama benim zihnimde yön yoktu.
Otobüste camdan dışarı bakarken bir şey fark ettim: herkesin yüzü normaldi. Sadece benim içimde bir karmaşa vardı.
O an kendime dürüst oldum.
Benim yaşadığım şey dış dünyayla ilgili değil, tamamen iç dünyayla ilgiliydi.
Ve tekrar sordum:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir? Bu sadece bir düşünce mi, yoksa bir alışkanlık mı?”
O gün işe odaklanmaya çalıştım ama her boş an zihnim tekrar aynı yere gidiyordu.
Mesaj, gecikme, yorumlar, olasılıklar…
Hiçbiri gerçek değildi ama hepsi gerçek gibi hissediliyordu.
Bir arkadaş sohbeti ve çarpıcı gerçek
Öğle arasında bir arkadaşımla oturduk.
O bana bir şey anlattı. Çok sakin bir şekilde.
“Ben artık her şeyi çok düşünmemeye çalışıyorum,” dedi.
Gülümsedi.
O kadar basit söyledi ki, sanki dünyanın en kolay şeyiymiş gibi.
Ben içimden şunu dedim: “Keşke ben de yapabilsem.”
Ona kafada kurma halimi anlatmadım. Ama içimde büyüyordu.
O an tekrar aynı cümle:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir?”
Arkadaşım bir şey daha söyledi:
“Bazı şeyler ilaçla değil, fark etmekle geçiyor.”
O cümle bende kaldı.
Akşam: yalnızlık ve düşüncelerin büyümesi
Akşam eve döndüğümde telefonum yine elimdeydi ama artık mesajlara bakmak bile içimi sıkıyordu.
Çünkü her bildirim yeni bir senaryo demekti.
Ve ben artık senaryolarımdan yorulmuştum.
Oturup defterimi açtım tekrar.
Bu kez daha sert yazdım:
“Ben olmayan şeyleri varmış gibi yaşıyorum. Ve bundan yoruldum.”
Kalemi bırakıp uzun süre baktım.
Hayal kırıklığı hissediyordum.
Kendime kızıyordum ama aynı zamanda kendime acıyordum.
Çünkü biliyordum: ben bunu istemiyordum. Ama durduramıyordum.
Ve o soru yine oradaydı:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir?”
Gece yarısı: kırılma noktası
Gece yarısı oldu.
Işıkları kapattım.
Telefonu ters çevirdim.
Ama zihnim kapanmadı.
O anda kendime kızdım.
“Bu kadar büyütmeye gerek var mı?” dedim içimden.
Ama cevap gelmedi.
Sadece boşluk vardı.
Ve o boşlukta ilk kez başka bir ihtimali düşündüm.
Ya bu bir hastalık değil de bir alışkanlıksa?
Ya ben düşünmeyi yanlış yerde büyüttüysem?
O an içimde küçük bir farkındalık doğdu.
İlaç aramak kolaydı. Ama belki de mesele ilaç değildi.
Ama yine de şu cümle zihnimden gitmedi:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir?”
Deftere yazılan son satır
O gece defterime tek bir cümle yazdım:
“Belki de önce düşüncelerime inanmamayı öğrenmeliyim.”
Altına bir şey daha eklemedim.
Çünkü ilk defa cevap aramaktan çok, kendimi anlamaya başlamıştım.
Sonraki günler: aynı ben, farklı bakış
Sonraki günler hemen değişmedi.
Hâlâ kuruyordum.
Hâlâ büyütüyordum.
Ama araya küçük bir mesafe girmeye başlamıştı.
Bir mesaj geç geldiğinde hemen yıkılmıyordum.
Bir sessizlik olduğunda hemen en kötü senaryoya gitmiyordum.
Ama bazen yine düşüyordum.
Ve o zaman yine aynı soru geliyordu:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir?”
Ama artık bu soruyu biraz daha farklı soruyordum.
Belki de ilaç değil, farkındalık gerekiyordu.
Belki de durmak gerekiyordu.
Belki de kendime inanmayı öğrenmek gerekiyordu.
Sonuç gibi olmayan bir fark ediş
Şunu net söyleyebilirim: bu bir anda biten bir şey değil.
Bir gece uykusuzlukla gelen bir cevap da değil.
Bu daha çok, kendi zihnini tanımak gibi bir şey.
Kayseri’nin o sessiz gecelerinde öğrendiğim şey şu oldu:
Bazen insanı en çok yoran şey başına gelenler değil, başına gelmemiş şeyleri yaşaması.
Ve ben hâlâ bazen kuruyorum.
Ama artık o anlarda kendime daha sakin bir sesle soruyorum:
“Gerçekten olan bu mu, yoksa sadece düşündüğüm şey mi?”
Ve belki de en önemlisi, o eski soruyu tamamen bırakmadan ama daha yumuşatarak yaşıyorum:
“Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir?”
Cevabını aramaktan çok, artık kendimi dinlemeye çalışıyorum.
Armamenta sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Kafada kurma hastalığına hangi ilaç iyi gelir” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!