Kayseri Ayazında Kurulan Sofra ve İçime Oturan O Soru
Merhaba değerli Armamenta okuyucuları. Bu yazımızda “Basmati pirinç ile İran pirinci aynı mıdır” hakkında faydalı bilgiler bulabilirsiniz.
Kayseri’de kış başka yaşanıyor. İnsan bazen sadece soğuk yüzünden değil, içinde taşıdığı şeyler yüzünden de üşüyor. O gün de öyleydi. Cumhuriyet Meydanı’ndan eve yürürken atkımı burnuma kadar çekmiştim ama içimdeki sıkışmayı saklayamıyordum. Eve gidince annem mercimek çorbası yapmıştır diye düşündüm. Belki sıcak bir şeyler iyi gelir diye…
Ama eve girdiğimde mutfaktan gelen koku bambaşkaydı.
Tarçın gibi değildi. Tereyağı gibi de değildi. Daha önce hissettiğim ama tam adını koyamadığım o ince, uzun pirinç kokusu vardı havada. Annem tencerenin kapağını kaldırırken çıkan buhar camları bile buğulandırmıştı.
“İran pirinci yaptım,” dedi.
Montumu çıkarmadan mutfağın kapısında kaldım. O an garip şekilde çocukluğumu hatırladım. İnsan bazen bir kokuyla yıllarca sakladığı duyguların içine düşüyor. Benim için pirinç pilavı hep aile demekti. Sessiz akşam yemekleri, babamın televizyon karşısında dalıp gitmesi, annemin tabağıma gizlice biraz daha koyması…
Ama o gün başka bir şey vardı.
Çünkü birkaç gün önce markette biriyle tartışmaya yakın bir konuşma yaşamıştım. Küçük bir şeydi belki ama nedense içimde kalmıştı.
“Basmati Pirinç ile İran Pirinci Aynı mı?”
Üç gün önceydi. Forum Kayseri’nin yakınındaki büyük marketlerden birindeydim. Rafların önünde uzun uzun pirinçlere bakıyordum. Çünkü son zamanlarda yemek yapmaya sardım. Günlük tutarken bir yandan da değişik tarifler deniyorum. İnsan yalnız kaldıkça mutfakla daha çok konuşuyor galiba.
Bir adam elindeki paketi gösterip çalışan kıza:
“Bu basmati mi, İran pirinci mi?” diye sordu.
Kız da omuz silkip:
“Aynı şey işte abi,” dedi.
Ben nedense o an dönüp bakmıştım.
Çünkü aynı değil gibiydi.
Ama bunu söylerken bile emin değildim. İçimde hep olan o duygu yine vardı; bir şeyleri eksik biliyor olmanın huzursuzluğu. Eve dönünce araştırdım. Saatlerce okudum. Meğer insanlar gerçekten bu iki pirinci çok karıştırıyormuş.
Aslında basmati pirinç ile İran pirinci aynı şey değil. Basmati, özellikle Hindistan ve Pakistan taraflarında yetişen aromatik uzun taneli bir pirinç türü. İran pirinci ise İran’da yetişen farklı çeşitleri kapsıyor. Bazıları basmatiye benzese de tat, aroma ve yapı olarak birebir aynı değiller.
Ama mesele sadece pirinç değildi bence.
İnsan bazen hayatındaki şeyleri de birbirine karıştırıyor. Özlemekle sevmeyi, alışkanlıkla sadakati, yalnızlıkla huzuru…
Ben de karıştırıyordum.
Mutfakta Annemle Sessizce Oturduğumuz O Akşam
Annem pilavı servis ederken:
“Biraz tane tane olmuş galiba,” dedi.
“Güzel olmuş,” dedim ama sesim yorgundu.
Hemen anladı tabii. Anneler anlıyor. İnsan sakladığını sanıyor ama göz altındaki morluktan bile ruh halini okuyorlar.
Masaya oturduk. Babam işten geç gelecekti. Ev sessizdi. Sadece kaşığın tabağa çarpma sesi vardı.
Bir lokma aldım.
İran pirinci gerçekten farklıydı. Daha yoğun kokuyordu. Hafif çiçeksi bir tarafı vardı. Basmati kadar kuru değildi sanki. O an bunu düşünürken bile duygulandım. Çünkü hayatımda ilk defa bir pirincin bile karakteri olduğunu fark ediyordum.
Annem:
“Ne düşünüyorsun?” dedi.
“Bilmiyorum,” dedim.
Aslında biliyordum.
Geçen ay ayrılmıştık. Dört yıllık ilişki bir telefon konuşmasıyla bitmişti. İnsan bazen terk edilince hemen ağlamıyor. Önce boşluğa düşüyor. Sonra markette pirinç rafının önünde bile durup sebepsizce dalıyorsun.
O yüzden o akşam pilavın kokusu bile içime dokunmuştu.
Kayseri Geceleri ve İnsanının İçine Çöken Sessizlik
Kayseri geceleri fazla dürüst oluyor. Hele kışın… Sokak lambaları bile yalnız görünüyor.
Yemekten sonra odama geçtim. Günlüğümü açtım. Sayfanın başına şunu yazmışım:
“Bazı insanlar basmati gibi… Uzak kokuyor. Bazıları İran pirinci gibi… Daha tanıdık ama ağır.”
Sonra uzun süre kalemi elimde tuttum.
Çünkü aslında onu özlediğimi kabul etmek istemiyordum.
İnsan gurur yapıyor bazen. “İyiyim,” diyorsun. “Unuttum,” diyorsun. Ama geceleri telefon ekranına bakıp mesaj gelmemesine üzülüyorsun.
Ben o dönem çok yürüyordum. Talas tarafına gidip saatlerce dolaşıyordum. Kulaklık takıyordum ama müzik dinlemiyordum bile. Sadece insanlar benimle konuşmasın istiyordum.
Bir gün yine öyle yürürken küçük bir İran restoranı gördüm.
Camında “Saf İran Pilavı” yazıyordu.
İçeri girdim.
Küçük Restoranda Yaşadığım Şey
İçerisi sıcacıktı. Sarı ışıklar vardı. Televizyonda anlamadığım bir dil konuşuyordu. Ama garip şekilde huzurlu hissettim.
Garson menüyü getirince direkt sordum:
“Basmati pirinç ile İran pirinci aynı mı?”
Adam gülümsedi.
“Hayır,” dedi. “Ama insanlar çok karıştırıyor.”
Sonra uzun uzun anlattı. İran’da kullanılan bazı pirinçlerin aroması farklıymış. Bazıları daha kısa, bazıları daha yağlıymış. Basmati ise kendine özgü ince uzun yapısıyla ayrılıyormuş.
Ama adamın söylediği başka bir şey daha vardı.
“İyi pilavın sırrı sadece pirinç değildir,” dedi. “Sabırdır.”
O cümle içime oturdu.
Çünkü ben sabırsız biriydim. Hep hemen geçsin istiyordum. Acım hemen dinsin, özlem hemen bitsin, hayat hemen düzelsin…
Ama olmuyordu.
Pilav geldiğinde gözlerim doldu. Şaka gibi ama gerçekten doldu. Çünkü uzun zamandır ilk defa bir yerde kendimi sakin hissetmiştim.
Bir lokma aldım. Safran kokusu vardı. Tereyağı hafifti. Pirinçler birbirine yapışmıyordu.
Ve ben o an şunu fark ettim:
Hayat bazen sadece oturup sıcak bir yemek yemek kadar basit bir yerden toparlanıyor.
İnsan En Çok Kendine Yabancılaşıyor
25 yaşındayım. İnsan bu yaşta her şeyi çözmüş olur sanıyordum. Ama değilmiş.
Bazen sabah uyanınca hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bazen dünyanın en güçlü insanı gibi hissediyorum. Sonra küçücük bir şarkı duyup dağılıyorum.
Ama galiba büyümek tam da bu.
Duygularını saklayamamayı eskiden zayıflık sanırdım. Şimdi değil. Çünkü insanın içi gerçekten yanıyorsa bunu bastırması daha yorucu.
O gece eve dönünce tekrar günlük yazdım.
“Bazı tatlar insana geçmişini hatırlatıyor. Bazı kokular yarım kalan konuşmaları…”
Sonra uzun süre pencerenin önünde oturdum. Kar hafif yağıyordu. Kayseri’nin o kuru ayazı camın ardından bile hissediliyordu.
Bir yandan da şunu düşünüyordum:
Belki de insanlar “basmati pirinç ile İran pirinci aynı mı?” diye sorarken sadece yemek konuşmuyor. Farklı olan şeyleri aynı sanmanın kolaylığına kaçıyor.
Tıpkı ilişkilerde olduğu gibi.
Şimdi Pilav Yaparken Daha Yavaş Davranıyorum
Artık pilav yaparken acele etmiyorum.
Pirinci yıkarken dalıp gidiyorum bazen. Suda dönen taneleri izlemek bile iyi geliyor. Annem hâlâ arada mutfağa girip:
“Altını kıs,” diyor.
Ben de gülüyorum.
Eskisi kadar kırgın değilim artık. Hâlâ özlediğim günler oluyor ama o özlem beni eskisi gibi parçalamıyor.
Geçen hafta yine markette pirinç reyonundaydım. Bu kez biri bana sordu:
“Abi basmatiyle İran pirinci aynı mı?”
Gülümsedim.
“Benzer yanları var,” dedim. “Ama aynı değiller.”
Sonra elimdeki pakete uzun uzun baktım.
Çünkü insan bazı şeylerin farkını öğrenince hayatındaki başka farkları da daha net görmeye başlıyor.
Kim gerçekten yanında?
Kim sadece alışkanlık?
Hangi anı samimi?
Hangi duygu geçici?
Bir pirinç sorusu bile bazen insanın içini açabiliyor.
Hayatın Küçük Kokuları
Şimdi dönüp baktığımda o akşam annemin yaptığı pilavı hiç unutmayacağımı biliyorum.
Çünkü mesele yemek değildi.
Mesele, insanın tam kırılmışken bile bir sofrada yeniden toparlanabilmesiymiş.
Basmati pirinç ile İran pirinci aynı mı diye hâlâ internette aratan insanlar vardır belki. Teknik olarak cevap belli. Aynı değiller. Aromaları, yetiştikleri yerler ve dokuları farklı.
Ama benim için bu sorunun cevabı artık biraz daha başka.
Çünkü bazı şeyler dışarıdan benzer görünse de insan hissettiğinde farkı anlıyor.
Ve galiba büyümek de tam burada başlıyor.
Armamenta olarak “Basmati pirinç ile İran pirinci aynı mıdır” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!