İçeriğe geç

Eskiden kıble nasıl bulunurdu ?

Eskiden Kıble Nasıl Bulunurdu? Sadece Pusula Değildi, O Bir Sanattı!

Bir düşün, bir zamanlar kıbleyi bulmak, o kadar da basit bir iş değildi. Yani, bugün “hey, GPS’ini aç, işte kıble” diyebiliyoruz, ama eskiden işler öyle değildi. Eskiden kıbleyi bulmak, sanki biraz daha sanatsal bir şeydi. Sadece bir yön bulmak değildi, bir nevi “varoluşsal bir keşif” gibiydi. Hani, bazı eski filmlerde karakterler bir dağın tepesine tırmanıp, dünyanın merkezini bulurlar ya… İşte o kadar efsanevi bir şeydi kıbleyi bulmak, ama en büyük farkla: O zamanlar dağda çıkmak yerine bazen camiye gitmek zorunda kalıyorduk.

1. Pusula mı? Onu Kim Kullanırdı ki!

“Eskiden kıble nasıl bulunurdu?” sorusunun cevabı bir zamanlar çok basitti: Pusula. Ama tabii, o dönemin pusulası, bizdeki gibi dijital değildi, elinizde basit bir manyetik pusula olurdu. Hani şimdiki gibi cep telefonumuzda “Kıbleyi Bul” uygulamamız yoktu. O zamanlar, işin püf noktası, biraz da doğayı doğru okumaktan geçiyordu. Pusula kullanmak bile o kadar sofistike bir şey değildi ki, çoğu kişi, doğru yönü bulmak için ‘ya dağları izle, ya da güneşe bak’ diye bir yöntemle idare ediyordu. Ben şahsen pusulayı elime alıp doğru yönü bulmak yerine, şöyle yapıyordum: “Aha! Kıbleyi buldum, yoksa kaybolduğum yer mi?” (Hayır, bu yüzden bir daha pusula kullanmadım.)

Bir de şöyle bir şey vardı: Eskiden “pusula var” diyorsunuz, ama kimse size hemen “aferin” demiyordu. Çünkü bu işi yapan her akıllı insanın bir şekilde kendi yöntemleri vardı. Mesela bir arkadaşım, kıbleyi “şu caddeyi takip et, sonra sağa dön” diye bulduğunu iddia ediyordu. Yani biraz da ilham alıyorduk işte.

2. Güneşi Göster, Kıbleyi Bul!

Güneş doğar, güneş batar… Bunu çok duydum ama bir de “Güneşi göster, kıbleyi bul” diyenler vardı. Eskiden kıbleyi bulmak o kadar da basit değildi! Hani diyordunuz ki, “Tamam, güneşe bakıp doğru yönü bulurum, ama güneş de her zaman doğru yerde mi?”

Mesela, yazın saat 2’de güneşe bakmak ile kışın saat 2’de güneşe bakmak arasındaki fark, bir ömür farkı gibi. Güneş, yazın tam tepede, kışın ise pek de dost değil. Ama ben hep kendimi “Ben bu konuda çok iyi biriyim” diye kandırırdım. Güneş doğru yerinde mi, yoksa biraz kayıyor mu? Kim bilir? Bazen “Ya zaten kıble camiye yakın, ne kadar yanlış olabilir ki?” diye kendimi avuturdum. Bu yazı bittiğinde, belki de bir çok kişi, “O zaman kıbleyi bulmak için 2 saat daha güneşin olduğu yeri mi arayacağız?” diye soracaktır. Ama eskiden bu işler, biraz da doğa ile flört etmek gibiydi.

İç Sesim: “Oğlum, ciddi ol. Gerçekten güneşe mi bakacaksın?”

İç sesim: “Ama o da ne? Güneş var, buldum!” Gerçekten bulduğumu düşündüm mü? Hayır, ama “Buldum” demek, içsel bir huzur yaratıyordu. O zamanlar böyle şeylerle avunmak gerekiyordu. Hayat biraz hayal gücüydü, yani…

3. Biraz Da Mekân Bilgisi: Camiler Bile Rehberdi!

Eski zamanda kıbleyi bulmak o kadar da basit değildi, ama camilere gitmek işin kolay yoluydu. Düşünsenize, bir camiye gidiyorsunuz, kapısındaki tabelada “Kıbleyi gösteren ok işareti” var. “Hah! İşte bu!” dediğiniz an, kıbleyi bulmak zor olmuyordu. Ben hep şunu düşünürdüm: “Camiye git, orada hem dua et, hem de doğru yönü bul.” Belki o zamanlar, camiler sadece ibadet yeri değil, aynı zamanda kıbleyi bulma noktasında da bir GPS görevi görüyordu.

Bazen de o kadar basit oluyordu ki, camiye girdiğinizde, biri size doğru yönü gösterip, hemen “Hadi ya, burada bekle, biz geliyoruz” diyebiliyordu. Tabii, camiye gidiş gelişler de bir maceraya dönüşüyordu. Bir ara, arkadaşım “Kıbleyi bulamamışsın, o yüzden camiye doğru gitmek zorundasın” demişti. Evet, arkadaşlar, kıbleyi bulamadığınızda cami sizin için bir nevi ‘son nokta’ydı.

4. Sonuç: Eskiden Kıbleyi Bulmak, Bir Macera Gibiydi!

Sonuç olarak, eskiden kıbleyi bulmak gerçekten bir tür macera gibiydi. Pusula, güneş ya da cami, hangi yolu seçerseniz seçin, bir şekilde doğru yönü bulmak için bir içsel rehberiniz oluyordu. Bugün ise “Kıbleyi bul” demek, sadece telefonunuzdaki bir uygulamaya tıklamak kadar basit. Ama işin güzel yanı şu ki, bu basitlikte bile bir miktar nostalji var. Hani zamanında, insanı biraz daha fazla düşünmeye zorlayan o eski yollar, bizi bir araya getirirdi.

Belki de biraz geriye gitmek, o eski yöntemleri hatırlamak ve kıblenin bulunması ile ilgili o zamanlardaki çabayı düşünmek, bize sadece bir yön bulmaktan daha fazlasını hatırlatıyor. İnsan bazen sadece “doğru yön”ü değil, o yolda karşılaşılan engelleri ve o engellerin insanı nasıl bir araya getirdiğini de öğreniyor. Hem zaten, eski zamanlarda kıbleyi bulmak bu kadar zor olmasaydı, bugün bu yazıyı yazmak da bu kadar eğlenceli olmazdı, değil mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino beylikduzu escort beylikduzu escort avcılar escort taksim escort istanbul escort şişli escort esenyurt escort gunesli escort kapalı escort şişli escort
Sitemap
ilbetgüvenilir bahis sitelerivdcasinohttps://www.betexper.xyz/